Nâzım Hikmet’in Yaşamından Önemli Kesitler

Ulusal kurtuluş mücadelesi ve sosyalizmle ilk tanışıklık

blankDört nala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Nâzım Hikmet, bir önceki yüzyılda biriken toplumsal ve politik gerilim ve çelişkileri yüklenmiş olan Yirminci Yüzyıl’ın ikinci yılında, 15 Ocak 1902’de, o zamanlar bir Osmanlı vilayeti olan Selanik’te dünyaya geldi.

Birikmiş olan gerilim ve çelişkilerden payını alan Osmanlı İmparatorluğu bir yandan uluslararası planda emperyalizmin basıncını daha yoğun hissetmeye başlıyor, diğer yandan da sınırları içindeki “tebaasına”, savaşlardan, sömürüden, yoksulluktan, gerilikten, işgale uğrayan bir yurttan başka bir şey veremiyordu. 1908’deki İkinci Meşrutiyet Devrimi’nin ardından, 1911’de Trablusgarp Savaşı ile başlayan savaşlar dönemine silsile halinde Balkanlar ve Arap Yarımadası’ndaki savaşlar ve bağımsızlık mücadeleleri de eklendi. Osmanlı’nın Anadolu’ya daraldığı bu evrede, Birinci Paylaşım Savaşı da başladı ve yenilginin ardından Mondros ve Sevr Antlaşmaları ile birlikte o zamanki Osmanlı başkenti, Nâzım’ın yaşadığı İstanbul da, Anadolu da artık emperyalist işgale uğramış durumdaydı.

Yirminci Yüzyıl’ın gerçek anlamda açılışını yapan Birinci Paylaşım Savaşı’nı izleyen süreçte, eski dünyanın can çekiştiği, toplumsal, politik ve ideolojik – kültürel anlamda büyük altüst oluşlarla sarsıldığı, imparatorlukların tarihe karışmaya başladığı, Rusya’nın ve Avrupa’nın devrimlerle çalkalandığı bir dönemde, 19 yaşının baharındaki genç Nâzım, işgalci güçlerin safında yer tutmuş işbirlikçi köhne Osmanlı Hanedanı’na karşı 23 Nisan 1920’de memleketin kaderini eline alan ulusal kurtuluş mücadelesine kayıtsız kalmadı. Kendi dayısını da bir emperyalist işgal denemesine direnirken kaybetmişti. “Mesele esir düşmekte değil / teslim olmamakta bütün mesele” diyecekti yıllar sonra.

Nâzım Hikmet, memleket toprağının işgalci emperyalistlerden temizlenmesi ve işbirlikçilerden kurtulması amacıyla verilen ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak için, 1 Ocak 1921’de çocukluk arkadaşı Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû) ile birlikte İstanbul’dan Anadolu’ya geçti. İşgal altındaki İstanbul’dan gizli bir vapur yolculuğuyla başlayan serüven, İnebolu üzerinden Ankara’ya uzanacak ve genç şairin tüm yaşamını değiştirecek nitelikte gelişmelere yol açacaktı.

Nâzım’ın, İnebolu’da, Almanya’daki Marksist Spartakist hareketten etkilenerek kendilerini Spartakistler olarak nitelendiren bir gruptakilerle ve özellikle Sadık Ahi ile kurduğu ilişki, ilk kez sosyalizm düşüncesiyle ve Sovyet düşüyle tanışmasına zemin hazırlayacaktı. (Vâ-Nû bu temaslarına dair şunları da yazıyor: “(Sadık Ahi) Dünyada iki sınıf olduğunu anlatıyordu. Hiç farkına varmamıştık. Sahi yahu! Var ya… (…) Manevi bir sarsıntı geçiriyorduk.”)

Arayışçılık sözcüğü, genç şairin bu dönemini tanımlamak için uygun olacaktır. Hem edebiyat serüveninde hem de dünya görüşünün biçimlenmesinde bu yolculuktaki deneyimlerinin önemli payı bulunacaktı. Sınıf farkları, ayrıcalıklar, dehşetli bir yoksulluk, toplumsal çelişkileri daha da görünür kılıyordu. İnebolu durağından yola çıkan Nâzım ve Vâ-Nû, Ankara’ya vardıktan sonra orada tanık oldukları kimi uygulamalar, kimi davranış biçimleri ve yaklaşımlar nedeniyle yeni soru işaretleri ile de yüklenmiş halde, Bolu’ya öğretmen olarak atanırlar. İki genç, orada hem yeni yeni biçimlenmeye başlayan dünya görüşleri üzerine daha çok kafa yorarlar hem de memleketin yanı başındaki bir ülkede işçilerin, köylülerin, aydınların sınıfsız bir topluma doğru başlattıkları görkemli yürüyüşün heyecanını daha yakından hissetmeye başlarlar. Artık tarihe karışmış Rus Çarlığı coğrafyasında Türkiye’nin ulusal kurtuluşuna da maddi anlamda destek veren sosyalizmin iktidarda olduğu gerçeği, genç şairin ulusal kurtuluşun ötesine, komünizme yol alması sürecinde en önemli etkenlerden biri olacaktı.

Sayfa 2: Nâzım ilk kez Sovyet yurdunda ⇒

Bir Öneri

blank

Güzel Günler Göreceğiz!

Etkinliklerin ücretsiz olarak gerçekleşeceği şenliğe tüm yaş gruplarından çocukları ve büyükleri davet ediyoruz.

X
X
X