Cum27Mar09:2227 Mart Dünya Tiyatro Günü09:22
Etkinlik Bilgileri
“Sizler şu an, batmakta olan geminin duvarlarına çiçek resimleri yapıyorsunuz ve bunun adına sanat diyorsunuz.” diye seslenmişti Brecht önlerine konana
Etkinlik Bilgileri
“Sizler şu an, batmakta olan geminin duvarlarına çiçek resimleri yapıyorsunuz ve bunun adına sanat diyorsunuz.” diye seslenmişti Brecht önlerine konana ses çıkarmayan meslektaşlarına.
O gemi çoktan battı.
Bugün, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü
Elbette bu güne sahip çıkacağız ama bu çürümüş sermaye düzeninin tiyatroya reva gördükleriyle kavga etmeden tiyatro emekçilerine ait olan günü kutlamayacağız.
Geldiğimiz noktada artık taraflar daha da net: Bir tarafta mesleğini yapabilmek için farklı bir sürü işte çalışmak zorunda kalan tiyatronun asıl yaratıcıları, diğer tarafta rüzgarda sallanan yaprak gibi sadece kendi çıkarını düşünenler… Bir tarafta seyirciyle bağ kurmaya çabalayan ve üretimin gücüne inanan tiyatrolar, diğer tarafta
sermayenin dev prodüksiyonları.
Tek mesele “dev prodüksiyon” meselesi değil elbette. Mesele, sermayenin sanata “doğrudan” müdahalesinin çıplaklığı. Bugün sahneler; holdinglerin, bankaların, dijital platformların vitrinine dönüşüyor. ParibuArt’tan Zorlu PSM’ye kadar birçok örnekte gördüğümüz şey şu: Sermaye tiyatrolara yalnızca maddi olarak sponsor olmuyor; aynı zamanda neyin sahneleneceğine, nasıl sahneleneceğine ve hatta neyin sahne şansı bulamayacağına karar veriyor. Mesele, tiyatronun giderek piyasa marifetiyle düzenlenen bir alana dönüşmesi.
Bu büyük prodüksiyonlarda çalışan ışıkçısından, kostümcüsüne, sahne arkasında çalışanından, küçük rollerde oynayan oyuncusuna kadar onlarca insanın emeğiyle ayakta duran bir üretimden söz ediyoruz.
Yani ortada ikili bir gerçeklik var: Bir yanda bu prodüksiyonlar üzerinden büyük kârlar elde eden, ideolojik olarak alanı sürekli daraltan sermaye; diğer yanda o prodüksiyonları var eden yoğun ve görünmez emek.
Tiyatro emekçileri tam da bu noktada çoğu zaman çaresiz, güvencesiz, örgütsüz ve yalnız.
Ve bu durum, onları istemedikleri işlere, sermayenin müdahalesinin açık olduğu üretimlere mahkum ediyor.
Dünyanın dört bir yanında savaşlarla, işgallerle, ekonomik bağımlılıkla insanlığı yoksullaştıran emperyalist düzen; kültür alanında da kendini dolayımsız bir şekilde yeniden üretiyor artık.
Büyük fonlar, uluslararası projeler ve kültürel yatırımlar aracılığıyla neyin görünür olacağı, neyin unutulacağı belirleniyor. Sanat alanı da aynı haydutluğun hedefinde.
Bu haydutluğa karşı tiyatro emekçileri için de tek çıkış yolu mücadeleden, yan yana gelmekten geçiyor. Çünkü bu düzen, bizi birbirimizden kopararak güçleniyor.
Bugün tiyatronun önünde bir yol ayrımı var. Ya sermayenin çizdiği dar alana sıkışan; risksiz, steril, çıkarcı bir üretim ya da hayatın gerçekliğiyle bağ kuran, sözünü sakınmayan,
emekten yana bir tiyatro.
Bu yüzden 27 Mart sadece kutlanacak bir gün değil; mücadelenin, bu karanlığa karşı taraf olmanın ve tüm bu çürümüşlükten yolları ayırma zamanının geldiğini hatırladığımız bir gün!

