Şubat 2020

12Şub20:00Cumartesi Gecesi, Pazar SabahıSinema20:00 Nâzım Hikmet Kültür Merkezi Yılmaz Güney Salonu

Etkinlik Bilgileri

1950’lerin sonlarına gelindiğinde, edebiyat ve tiyatroda “öfkeli genç adamlar” diye bir ufuk kendini gösteriyor: İşçi sınıfının genç üyeleri, içinde yaşadıkları topluma öfkeyle yaklaşıyorlar. Değişim ihtiyacı, insanca bir yaşam ihtiyacı, aslında İngiltere’nin işçi sınıfının genç üyelerinin üzerinde bir hayalet gibi gezinmektedir. Bir fabrikada işçi olarak çalışan Arthur, hemen tüm işçiler gibi mesai boyunca çok çalışıp hafta sonu dağıtan biridir. Bu dağıtmaları boyunca hayatına giren iki kadın onu düzene mi bağlayacak, kendisine ve yaşama dışarıdan bakmasını mı sağlayacak? İçindeki öfkeyi nereye, nasıl kanalize edecek Arthur?

Yönetmen: Karel Reisz
İngiltere,1960, 90’
Oyuncular: Albert Finney, Shirley Anne Field, Rachel Roberts

Bir ekol: İngiliz Özgür Sineması
Kamerayı Sınıfa Çevirmek

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya sinemasında çeşitli film ekolleri ortaya çıktı: Avrupa’da İtalyan Yeni Gerçekçiliği (Neo-Realismo) 1945 sonrasında açılışı yapan ekoldü; arkasından, 1950’lerde İngiliz Özgür Sinema (Free Cinema) ekolü geldi. Bu akımlar, faşizmin yenildiği bir savaştan henüz çıkılmış olmasına rağmen insanlığa bir umut vaat edemeyen kapitalizmin ne kadar çok sorunla yüklü olduğunun da göstergesiydi. ABD’de ana akım Hollywood sineması düşlere, peri masallarına çağırırken, İtalya’da Yeni Gerçekçilik emekçi halkın haline baktı, onların hemen sonrasında İngiltere’de de benzer bir eğilim ortaya çıktı. Savaşın galiplerinden olan İngiltere’de kapitalizmin kendi işçi sınıfına sömürü ve yoksulluk dışında bir şey sunamadığı bir evrede, genç sinemacılar, İngiltere’nin işçi sınıfına çevirdiler kameralarını ve önce kısa filmlerle, ardından uzun metraj filmlerle halkın halini, gündelik yaşamını, nasıl çalıştığını, iş dışı zamanını nasıl geçirdiğini; aile kurumunun, sporun, kitle kültürünün (…) İngiltere’de toplumsal yaşamda nasıl karşılıkları olduğunu anlamaya ve anlatmaya soyundular.

Bu anlatının bir önemli özelliği dikkat çekiyor, özellikle de bugünle karşılaştırınca: Büyük Engels’in “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” kitabının önsözünde “tek ve bölünmez insanlık ailesine” ulaşmanın yolunu döşeyecek sınıf olarak selamlanıyordu Britanya’nın emekçi sınıfları. Bu ufuk çok önemlidir. Bugün eksikliğini duyduğumuz bir ufuktur: Bir kimlik olarak sınıfın çektiği acılara odaklanmak değil, bu toplumsal sınıfın üretimden gelen gücünün verili toplumsal yaşamdaki karşılığını ve yarını kuracak sınıf olmasının mantığını anlama çabalarıydı İngiliz Özgür Sineması’nın yapmaya çalıştığı. Kendileri çok politik figürler olmasa da içinde soludukları 2. Savaş sonrası ortam, SSCB’nin prestiji vb. unsurlar, onları bu kanala taşıdı.

Bu ekol dünya sinema tarihine çok önemli filmler kazandırdı. Bu seçkimizde ilk olarak Özgür Sinema üzerine bir belgesel ile başlayıp, bir orta metrajlı ve üç de önemli uzun metrajlı oyunculu filmle, ekolü ve ana doğrultusunu sergilemeyi hedefliyoruz.
Aklımızda, kendi topraklarımızda ihtiyaç duyduğumuz sinema ve bu seçkilerden çıkarılacak dersler meselesi bulunuyor daima, elbette…

Biletler NHKM Gişe’de.

Zaman

12 Şubat 2020 Çarşamba 20:00

Etkinlik Yeri

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi

Bahariye Caddesi Ali Suavi Sokak No: 7 34714 Kadıköy İstanbul

Salon

Yılmaz Güney Salonu

X
X